Metaverse’de Sözleşmelerin Kurulması  
Haziran 24, 2022
“Ödeme Hizmeti Sağlayıcılar”, servis modeli bankacılığı kapsamında “Arayüz Sağlayıcı” olabilir mi?
Kasım 9, 2022

Yargıtay Karar İncelemesi


  “Y. HGK E.2017/50 K.2021/33 T.04.02.2021”

“Davacının hesabına para geldiğini ancak paranın davacı tarafından çekildiği savunmasında bulunan Davalı Bankanın, bu savını davacının imzası bulunan yazılı belgeler ile ispatlaması gerektiği”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

yönünde karar vermiştir. Bu çalışmamızda kısaca ilgili karar ışığında bankaların belge saklama yükümlülüğü, ispat yükü ve bu yükümlülüğün zamanaşımına tabi olup olmadığı hususu incelenecektir.

  • Olayın Tespiti

Yargıtay kararına konu olan olayda davacı, Alman Emeklilik Kurumu tarafından mevduat hesabına yatırılmış olan parayı çekmek istediğinde kendisine, davalı banka tarafından paranın daha öncesinde çekildiği ve şu anda bu işlemi yapamayacağı hususunda bilgi verilmiştir. Davacı mevduat hesabındaki paranın kendisi tarafından çekilmediğini iddia etmekte ve bankadan paranın çekilmesine dair belgeleri istemektedir. Davalı banka ise on yıllık zamanaşımı süresinden dolayı belgelerin imha edildiğini ancak kendi bilgisayar kayıtlarından davacı adına Alman Emeklilik Sigorta Kurumu tarafından gönderilen 35.488,79-DM tutarındaki meblağın 28.03.1994 tarihinde davacının mevduat hesabına aktarıldığı ve hesaptaki paranın davacı tarafından 05.04.1994 ve 02.05.1994 tarihlerinde çekildiğini ileri sürmüştür.

  • Uyuşmazlığın Belirlenmesi

Uyuşmazlık, davalı bankanın davacı adına Alman Emeklilik Sigorta Kurumu tarafından yatırılan paranın davacının mevduat hesabına aktarıldığını kabul etmesi, ancak paranın davacı tarafından çekildiğini ve ilgili evrakın on yıllık süre geçmesi nedeniyle imha edildiğini savunması karşısında ispat yükünün hangi tarafta olduğu noktasında toplanmaktadır.

  • İlgili Merci Görüşleri

 Yerel mahkeme kararında; Davalı banka tarafından davacıya 34.470,00- DM tutarında ödeme yapıldığı, davacı hesabından yapılan ödemelere ilişkin imzasını havi ödeme fişlerinin 10 yıllık süre geçtiği için imha edildiği, bu nedenle ödeme işlemleri ile ilgili evrak üzerinde inceleme yapılmasının mümkün olmadığı, davalı bankanın bilgisayar kayıtlarında ödemenin davacıya yapıldığının belirtildiği, bu itibarla davacının davasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine hükmetmiştir. 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise ispat yükünün Davalı banka üzerinde olması gerektiği görüşüyle “Dava, yurt dışından gönderilen ve mevduat hesabına geçen paranın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, mahkemece ispat külfeti davacıya yüklenmiş ise de, davalının ikrarına ve kayıtlarına göre dava konusu para davacının hesabına Alman makamları tarafından gönderilmiştir. Bu durumda, bu paranın davacıya ödendiğinin ispat külfeti davalıda olup, mahkemece ispat külfeti ters çevrilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir” yönünde karar vermiştir.

Yerel mahkeme, önceki gerekçelere ek olarak, davalı bankanın bilgisayar kayıtlarında ödemenin davacıya yapıldığının görüldüğü, bankanın bilgisayar kayıtlarının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. maddesi gereğince belge niteliğinde olduğu, bu nedenle davalı bankanın davacıya ödeme yaptığını yazılı belgeyle ispat ettiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme yoluyla temyiz edilen somut olayda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu;

“Bankaların genel olarak 6762 sayılı TTK’nin 68/1 maddesi gereğince belgeleri saklama yükümlülüğü bulunmakla birlikte ayrıca bankaların doğrudan bankacılık faaliyetleri kapsamındaki belgeleri saklama zorunluluğu, 19.10.2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 42. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir.

6102 Sayılı TTK Madde 82/1;

I - Belgelerin saklanması, saklama süresi

MADDE 82- (1) Her tacir; a) Ticari defterlerini, envanterleri, açılış bilançolarını, ara bilançolarını, finansal tablolarını, yıllık faaliyet raporlarını, topluluk finansal tablolarını ve yıllık faaliyet raporlarını ve bu belgelerin anlaşılabilirliğini kolaylaştıracak çalışma talimatları ile diğer organizasyon belgelerini, b) Alınan ticari mektupları, c) Gönderilen ticari mektupların suretlerini, d) 64 üncü maddenin birinci fıkrasına göre yapılan kayıtların dayandığı belgeleri, sınıflandırılmış bir şekilde saklamakla yükümlüdür.

(5) Birinci fıkranın (a) ilâ (d) bentlerinde öngörülen belgeler on yıl saklanır.”

5411 Sayılı Bankacılık Kanunu Madde 42;

Belgelerin saklanması

MADDE 42. — Alınan yazılar ve faaliyetler ile ilgili belgelerin asılları veya bunun mümkün olmadığı hâllerde sıhhatlerinden şüpheye mahal vermeyecek kopyaları ve yazılan yazıların makine ile alınmış, tarih ve numara sırası verilerek düzenlenecek suretleri, usûlleri çerçevesinde ilgili banka nezdinde on yıl süreyle saklanır. Bu belgelerin mikrofilm, mikrofiş şeklinde veya elektronik, manyetik veya benzeri ortamlarda saklanmaları mümkündür. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Kurulca belirlenir.”

Bankaların belgeleri saklama yükümlülüğüne ilişkin on yıllık sürenin ne zaman başlayacağı hususunun 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) zamanaşımına ilişkin hükümleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Buna göre Kanun’da aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir (818 sayılı BK m. 125) ve zamanaşımı alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar, alacağın muacceliyeti bir ihbar bildirimine tâbi ise zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar (818 sayılı BK m. 128). Bu durumda bankaların belgeleri saklama yükümlülüğü, belgelerin tarihinden itibaren değil, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlayacaktır (Reisoğlu, Seza: Bankacılık Kanunu Şerhi C. I, Ankara, 2015, s. 804).

818 Sayılı Borçlar Kanunu Madde 146;

“I. On yıllık zamanaşımı

MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.”

Öte yandan mahkemece direnme kararında bankanın bilgisayar kayıtlarının HMK’nin 199. maddesi gereğince belge niteliğinde olduğu, davalı bankanın davacıya ödeme yaptığını yazılı belgeyle ispat ettiği belirtilmiştir. Oysa HMK’nın 199. maddesi gereğince belge kavramından bahsedilebilmesi için belgenin ispatı gereken vakıalar hakkında bir bilgi taşıyıcısı olması gerekir. Bununla birlikte her bilgi taşıyıcısı değil sadece uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli olanlar yargılama hukuku anlamında belge sayılmıştır. Ayrıca bu şartları sağlasa dahi her belge HMK’nın 200. maddesi anlamında senet sayılmaz. Başka bir deyişle bir yargılama hukuku anlamında bir belgenin kesin veya takdiri delil vasfını haiz olup olmadığı, düzenleyene, belgenin içeriğine ve taşıdığı diğer unsurlara (imza gibi) bağlı olarak değişecektir. Bu itibarla davalı bankanın tek taraflı olarak düzenlediği kendi elektronik kayıtları HMK’nın 199. maddesi anlamında belge niteliği taşısa dahi senet olarak kabul edilemeyeceği için davalı bankanın savunmasını tek başına bu belgeyle ispat ettiği hususunun kabulü mümkün değildir.” Şeklinde hüküm kurarak direnme kararının bozulması karar vermiştir.

  • Değerlendirme

Yargıtay, ilgili kararında “Bankaların belgeleri saklama yükümlülüğüne ilişkin on yıllık sürenin ne zaman başlayacağı hususunun 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun hükümleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir” şeklinde bir yorumla Bankacılık Kanunu’nun 42. maddesindeki on yıllık süresinin bir zamanaşımı süresi olduğu ön kabulünde bulunmaktadır.

Bu noktada incelenmesi gereken husus Bankacılık Kanunu’nun 42. maddesinin bir zamanaşımı maddesi olup olmadığı ve bu maddenin, usul hukuku anlamında bir öneminin bulunup bulunmadığı noktasındadır.

Bu konuda ilk söylenmesi gereken husus Bankacılık Kanunu’nun 42. maddesinin maddi hukuka ilişkin bir etkisinin olmadığı gibi usul hukukuna da bir etkisinin olmadığıdır. Bu yükümlülük, özünde bir düzen hükmü olup bankalar ile BDKK arasındaki ilişkiler bakımından önem arz etmektedir. Yoksa bu düzenlemenin amacı, bu belgelerde yer alan alacaklara ilişkin özel bir zamanaşımı düzenlemesi getirmek değildir. Bu nedenle de, görülmekte olan bir davada, dava konusu belgelerin 10 yılın dolması nedeniyle imha edildiği savunması maddi hukuka ilişkin bir etki doğurmayacağı gibi usul hukuku bakımından da etkili olmaz; yani ispat külfeti altında olan bir banka tarafından 42. maddedeki sürenin dolduğu iddiası, kendi lehine kullanılamayacağı gibi buna dayanılarak ispat yükünün yer değiştirdiği de iddia edilemeyecektir. Özetle, 10 yıl saklama yükümlülüğünün bitmiş olması banka üzerindeki ispat yükünü ortadan kaldırmaz. Banka bu hükme dayanarak usul hukuku bakımından kendisine yükletilmiş olan ispat yükünden kurtulamayacaktır.  Somut olayda zamanaşımı meselesinde Borçlar Kanunu’ndaki genel zamanaşımı hükmünün uygulanması gerektiğini düşünmekteyiz.

Sonuç olarak, Yargıtay’ın verdiği karar doğru olmakla birlikte gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere hatalıdır.
Saygılarımızla.

#bankacılıkhukuku #kararinceleme #hukuk

gdpr-image
Web sitemizde sunulan ve açıkça talep etmiş olduğunuz hizmetler için kesinlikle gerekli, birinci taraf oturum çerezleri ve kalıcı çerezler kullanılmaktadır. Daha fazla bilgi için linke tıklayarak Çerez Aydınlatma Metnine ulaşabilirsiniz. Tarayıcı çerez ayarlarını her zaman değiştirebilirsiniz.
Cookie Policy